Haber Detayı
20 Ocak 2019 - Pazar 23:00 Bu haber 827 kez okundu
 
Sezai Temelli: Alevilerle birlikte siyaset yapmak istiyoruz
HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, İsviçre'nin Basel kentinde düzenlenen Can TV ile Dayanışma Gecesi’ne katıldı.
POLİTİKA Haberi
Sezai Temelli: Alevilerle birlikte siyaset yapmak istiyoruz

İsviçre'nin Basel kentinde düzenlenen Can TV ile Dayanışma Gecesi’nde konuşan ve “Birlikte siyaset yapmak, birlikte mücadele etmek istiyoruz” diyen Temelli,  “31 Mart’ta yerel seçimlere gidiyoruz. Türkiye’de herkese ulaştık. En çok da Alevi toplumu ile yan yana geldik. Biz Alevilerden, canlardan oy istemiyoruz. Birlikte siyaset yapmak, birlikte mücadele etmek istiyoruz. Bunu da hep birlikte başaracağız. Bizi var eden en önemli değerlerin başında eşit yurttaşlık temelindeki mücadele gelir” ifadelerini kullandı.

Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in tecrite karşı başlattığı açlık grevine değinen Temelli, “Bugün Leyla Güven gibi hem Türkiye’de hem Avrupa’da hem Erbil’de arkadaşlarımız, yoldaşlarımız açlık grevinde. Çünkü eğer barış istiyorsak, demokrasi istiyorsak, yaşamın kazanmasını istiyorsak, buradan bugün tüm direnişte olan yoldaşlarımızı hep birlikte selamlayalım. Onların mücadelesine güç, sesine ses katalım. Bu mücadeleyi büyütelim. Bu yoldaşlarımız neden açlık grevinde bunu çok iyi dile getirmek zorundayız. Koca bir ülke tecrit altında. Çünkü tecrit demek savaş demek, tecrit demek zulüm demek. Ya tecrit ya demokrasi, ya tecrit ya barış” dedi.

Temelli, burada yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

Size uzaklardan selamlar getirdim. Sevgili Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan'ın selamını getirdim. Size halkımızın, yoldaşlarımızın, mücadele arkadaşlarımın selamını getirdim. Size Kandıra’dan selam getirdim. Gültan Kışanak’tan, Figen Yüksekdağ’dan selam getirdim.

Size Edirne’den Selahattin Demirtaş’tan selam getirdim. Nerede olursak olalım, içeride dışarıda faşizme karşı direnişimiz sürüyor. Bugün o direnişin en önünde yürüyen kadından selam getirdim, Leyla Güven’den selam getirdim.

‘LEYLA GÜVEN YAŞAM KAZANSIN DİYE AÇLIK GREVİNDE’

Gittim yanına sarıldım Leyla Güven'e, “Bu sarılma herkesedir. Herkese sevgimi götür. Ben yaşam kazansın diye, barış kazansın diye, demokrasi kazansın diye açlık grevindeyim" dedi.

Bugün Leyla Güven gibi hem Türkiye’de hem Avrupa’da hem Erbil’de arkadaşlarımız, yoldaşlarımız açlık grevinde. Çünkü eğer barış istiyorsak, demokrasi istiyorsak, yaşamın kazanmasını istiyorsak, buradan bugün tüm direnişte olan yoldaşlarımızı hep birlikte selamlayalım. Onların mücadelesine güç, sesine ses katalım. Bu mücadeleyi büyütelim. Bu yoldaşlarımız neden açlık grevinde bunu çok iyi dile getirmek zorundayız. Koca bir ülke tecrit altında.

Çünkü tecrit demek savaş demek, tecrit demek zulüm demek. Ya tecrit ya demokrasi, ya tecrit ya barış. Demokrasiden yana olanlar tecride karşı mücadeleyi büyütüyor. Biz HDP olarak bir fikir etrafında buluştuk. Önce HDK’yi kurduk, o fikir bizi yan yana getirdi. Bütün farklılıklarımızla yan yana geldik, HDK’yi ve HDP’yi büyüttük.

Bu topraklarda, bu coğrafyada yaşayan tüm halklara barış gelsin diye, bir arada yaşam var olsun diye. O yüzden bu fikir büyüyor, bu mücadele devam ediyor. Selam olsun bu fikrin sahibine, selam olsun Sayın Öcalan'a.

TECRİDİ KIRARAK BU CEBERRUT İKTİDARA HEP BİRLİKTE SON VERECEĞİZ

Bu tecridi kıracağız, bu tecridi kırarak demokrasinin barışın önünde duran bu ceberrut iktidara hep birlikte son vereceğiz. Son vereceğiz ki Ortadoğu’da, Türkiye’de barış var olsun. Bugün Türkiye’de hukuk yok. Bırakın hukuk devletinden uzağa düşmeyi, artık Türkiye’de mahkeme salonlarında bile hukuk yok, adalet yok. Talimatla çalışan bir hukuk sistemi var. O denli çürüdü ki hukuk sistemi, mahkeme salonları Saray’ın tam da istediği şekilde hareket eden birer araca dönüştü. Aslında Saray’ın istediği o adaletsizliği, o savaş hukukunu var ediyorlar. İnsanları ayrıştırıyorlar.

‘MEŞRUİYETLERİ YOK, BUNUN İÇİN ZORBALIĞA DEVAM EDİYORLAR’

Hukuk o denli tükenmiş ki AİHM kararının bile tanınmadığı günleri yaşıyoruz. AİHM’in Selahattin Demirtaş kararını yok sayarak ülkenin tek hukuk umudunu da yok ettiler. Biz hukuk devleti, yargı bağımsızlığı istiyoruz. Bunu var etmek için bu tecridi kırmalıyız. 5 Nisan 2015'te başlayan ağırlaştırılmış tecrit koşullarıyla bir ülkede hukuk adım adım yok edildi.

Dokunulmazlıklar kaldırıldı. Sonra Allah'ın lütfu denilerek bir OHAL düzeni var edildi. O OHAL düzeni ile 4 Kasım 2016’dan itibaren demokratik siyaset tasfiye edilmek istendi. Tek adam rejiminin inşası için anayasa değişikliği yapıldı. Cumhurbaşkanlığı sistemi denen ne olduğu belirsiz bir sistem Türkiye halklarına dayatıldı. Bu da yetmedi, her türlü baskıyla, şiddetle, hileyle bir seçim kazanıldı. Hiçbir meşruiyeti yok. Bunu biliyorlar. Bildikleri için zorbalığa devam ediyorlar.

‘ZORBALIĞA SADECE TÜRKİYE'DE DEĞİL SURİYE'DE DE DEVAM EDİYORLAR’

Bu zorbalığa sadece Türkiye’de değil, Suriye’de, Afrin’de, Rojava’da devam ediyorlar. Bizler bu zorbalığı hep birlikte yıkmalıyız. Zorbalıktan beslenen bu iktidar, savaş üzerine kendini yapılandırıyor. Kürt düşmanlığını da savaşın zemini olarak kullanıyor. Kürt düşmanlığı üzerinden bir toplumu bölüyor, parçalıyor. Bunu sadece Türkiye’de yapmıyor, bugün Afrin’de aynı zulmü görüyorsunuz. Şimdi Fırat’ın Doğusu dedikleri Rojava için aynı senaryoyu hayata geçirmeye çalışıyorlar.

‘YAN YANA GELMELİYİZ’

Bu nefret faşizmin kurumsallaşmasıdır. Cumhur ittifakı bir faşist ittifaktır ve bu faşist iktidarı geriletmek hepimizin boynunun borcu. O yüzden gelin yan yana duralım diyoruz. Eğer bunu yapmazsak, bu zulüm her yere sirayet eder. Bu zulmün altında yok oluruz. Var olmak için şimdi yan yana gelme zamanı. Hukuku, insan haklarını, ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü savunmak için yan yana gelmeliyiz.

‘SABAHTAN AKŞAMA KADAR İNSANLARIN BAŞININ ETİNİ YİYOR’

Bugün Türkiye’de tüm medyayı ele geçirmiş. Sabahtan akşama kadar insanların başının etini yiyor. 300 TV kanalında günde en az 2 saat konuşuyor. Ne anlatıyor peki? Düşmanlık, ayrımcılık ve nefret. Ülkenin yıkılıp gitmesi umurunda değil. Tek derdi kendi iktidarını korumak. O yüzden TV10 gibi birçok televizyonumuzu, gazetemizi kapattı.

Basın özgürlüğünü yok eden bu zulüm, halkın hakikati öğrenmesinin önündeki engel. Bu yüzden bütün CAN TV çalışanlarını, emekçilerini kutluyoruz. Bu tek adama rağmen hakikati duyurmaya çalışıyorsunuz. İnanıyorum ki bu mücadeleniz demokrasi var edilinceye kadar bu kararlılıkla sürecek. O gün geldiğinde barışı, demokrasiyi hep birlikte kutlayacağız.

‘AFRİN ZEYTİNİ ÜZERİNDEN YOLSUZLUK YAPACAK KADAR ACZE DÜŞTÜ’

Bu iktidar koca bir coğrafyaya kayyum atadı, çünkü bu zihniyet kayyumcudur. Atadığı kayyumlarla insanların emeğine, aşına ve ortak zenginliğine el koydu. Bir sürü arkadaşımızı KHK'lerle işten çıkardılar. Bir sürü yoldaşımızı yerinden yurdundan ettiler. O belediyeleri borçlandırdılar. Akla hayale gelmeyecek yolsuzluklar yaptılar. Hatta o belediyelerin Amed’de, Van’da, Cizre’de, Silopi’de, Kürdistan’daki tüm belediyelerdeki halkın mülklerini, taşınmazlarını yok parasına yandaşlarına peşkeş çektiler. Bununla da yetinmedi. Halkı sürekli tehdit etti ve adeta bir devlet terörü var etti. Bununla da yetinmedi Kürt düşmanlığını öyle bir noktaya taşıdı ki Afrin’e saldırdı. Oradaki insanların zeytini üzerinden yolsuzluk yapacak kadar acze düştü. Hiçbir hakkı hukuku tanımıyor.

‘SAVAŞ BARONU OLARAK, SÜREKLİ SAVAŞ GÜZELLEYEREK İKTİDARDA KALMAYA ÇALIŞIYOR’

Bir savaş baronu olarak, sürekli savaş güzelleyerek iktidarda kalmaya çalışıyor. Bütçenin büyük kısmını savaş harcamalarına ayırıyor. Savaş sanayisini büyüterek, silahlanma yarışına hız vererek bütün ülkeyi savaş girdabına sürüklüyor.

Tank palet fabrikasında yaşanan rezilliği hep birlikte izledik. O yandaş sermaye grubuna tank palet fabrikasını satarak, bütçeden daha fazla kaynak ayırarak bir yanıyla haksız zenginliği artırıyor, diğer taraftan da savaş tamtamlarına devam ediyor. Savaştan besleniyorlar, çünkü savaş onlara göre karlı bir sektör. Hem halkın kaynaklarını hem de çocuklarımızın geleceğini savaşa aktarıyorlar.

‘KÜRT DÜŞMANLIĞI SAVAŞ ÜZERİNDEN ALEVİ DÜŞMANLIĞI DİYANET ÜZERİNDEN BÜYÜYOR’

Bütçede kaynakların büyük kısmını da Diyanet İşleri’ne ayırıyorlar. Nasıl Kürt düşmanlığı savaş üzerinden büyüyorsa, Alevi düşmanlığı da Diyanet üzerinden büyüyor. Bir yanıyla savaş, bir yanıyla şiddet, bir yanıyla barışı, bir yanıyla toplumsal barışı bombalıyorlar. Savaş için Kürt düşmanlığı, şiddet için Alevi düşmanlığını toplumun içine yaymaya devam ediyorlar.

‘ALEVİ TOPLUMUNUN EN TEMEL DEĞERLERİ YOK SAYILIYOR’

Her seçime giderken cemevlerinin statüsünün tanınma konusunu Alevi toplumuyla alay edercesine gündeme getiriyor. Seçim bitiyor sanki o lafları o hiç söylememiş. Sadece kendi çıkarları için her şeyin mübah olduğu bir toplum yaratmaya çalışıyorlar. Oysa bugün toplumsal şiddetten en fazla nasibini alan Alevi toplumu.

Sadece haklarının tanınmaması değil, Alevi toplumunun en temel değerleri yok sayılıyor. Toplum düşmanlaştırılıyor. Ziyaret yerleri yok ediliyor. Bakıyorsunuz Dêrsim ormanları yakılıyor. Dêrsim ormanlarını yakarken ziyaret yerlerini yok ediyor. Avcılığa izin veriyor Dêrsim'de. Buradaki avlanma aslında bir toplumun hassasiyetlerini yok saymaktır. Her şeyi bırakalım defin hakkını bile yok sayan bir şiddetle karşı karşıyayız. Bu şiddettir. İnsan haklarını yok saymaktır.

Karşı karşıya olduğumuz vahşet bu durumda. Tüm insan haklarına, en temel değerlere savaş açmış bir iktidarla karşı karşıyayız. Ne yapmalı, nasıl yapmalı? Bu sorunun yanıtı bizlerde, yan yana gelmeli, omuz omuza vermeliyiz. Başından beri savunduğumuz değerlere sarılmalıyız. Demokratik cumhuriyeti inşa etmeliyiz. Demokratik ulus anlayışımızla eşit yurttaşlık temelinde bir yaşamı var etmeliyiz.

‘ALEVİLERDEN OY İSTEMİYORUZ, ALEVİLERLE BİRLİKTE SİYASET YAPMAK İSTİYORUZ’

Şimdi bunu yapmanın zamanı. 31 Mart’ta yerel seçimlere gidiyoruz. Türkiye’de herkese ulaştık. En çok da Alevi toplumu ile yan yana geldik. Biz Alevilerden, canlardan oy istemiyoruz. Birlikte siyaset yapmak, birlikte mücadele etmek istiyoruz. Bunu da hep birlikte başaracağız. Bizi var eden en önemli değerlerin başında eşit yurttaşlık temelindeki mücadele gelir.

‘31 MART’TA TÜRKİYE'NİN BATISINDA DA YEREL YÖNETİMLER EL DEĞİŞTİRECEK VE BİZ ORADA DA TEMSİL EDİLECEĞİZ’

Amed’de, Van’da, Mardin’de, Şırnak’ta, Hakkari’de, Kars’ta tüm Kürt illerinde sadece kayyum atanan yerleri değil, çok daha fazlasını geri alacağız. Kayyumları faşizmin çöplüğüne süpürüp atacağız. Ama bu yetmez. Tüm Türkiye'de cumhur ittifakı denen faşist iktidarı geriletmek için HDP olarak üzerimize düşen sorumluluğun gereğini var edeceğiz.

31 Mart’ta Türkiye'nin batısında da yerel yönetimler el değiştirecek ve biz orada da temsil edileceğiz. Bu sayede hep birlikte yerel demokrasiyi inşa edeceğiz. Atacağımız bu adım beraberinde büyük bir dönüşümü getirecek.

Çoğulcu parlamenter sistem için, demokratik cumhuriyet için, güçlü bir mücadele zemini açığa çıkacak. Mücadeleyi yükselteceğimiz gün için çok daha fazla çalışmalıyız. Neredeyse mücadeleyi büyütmeliyiz. Bugün Avrupa’da oy kullanmıyor olabiliriz. Ama buradaki mücadele buradan Türkiye'ye gidecek olan o duygu bağları Türkiye'de de mücadeleyi büyütecektir.

Kaynak: Editör:
Yorumlar
Haber Yazılımı