Mazlum Çimen: Biz hep zalimdik

16 Mayıs 2020 22:19 Kültür Sanat
Pandemiden kısa bir süre önce yeni albümü çıkan Mazlum Çimen, hem korona günlerini hem albümünü hem de Türkiye’de sanat yapmayı Gazete Kadıköy'den Leyla Alp'e anlattı...
Mazlum Çimen: Biz hep zalimdik

“İkide bir tutup da pencereye dönüp dönüp bakma artık gönlüm”,“Gözlerinin dokunduğu her mekan memleketim /Bakıver de uzamasın gurbetim esaretim”,“Öyle ağırım ki kendime, sen benden gittin gideli” gibi kalbimizi dağlayan sözlerin, bam telimizi titreten ezgilerin insanı Mazlum Çimen… Ezgilerinden sevdayı, hasreti, isyanı ve sitemi yudumladığımız… Aynı zamanda sevmenin ne kadar da naif bir şey olduğunu hissettiğimiz…

O sadece üretimleriyle değil, dayanışma zamanlarında gülümseyen yüzü ve sesiyle yanı başımızda olan müzik insanlarından biri. Kadıköy Belediyesi’nin “Sanat eve sığar” sloganıyla sanatçıları konuk ettiği online yayınlarında hepimize hem müzik ziyafeti hem de moral verdi.

Pandemiden kısa bir süre önce yeni albümü çıkan Mazlum Çimen ile hem korona günlerini hem albümünü hem de Türkiye’de sanat yapmayı konuştuk.

Korona günlerini yaşamıyor olsaydık Mazlum Çimen nerede ve ne yapıyor olurdu?
Bu ucu açık bir soru. Her an her yerde olabilirdim ama öncelikle iptal edilen konserlerimi yapıyor olurdum. Şu anda Mayıs’tayız İzmir tarafında bir yerde olacaktık. Onun dışında Unkapanı’nda şirkette ve İstanbul’da evde olurdum.

Korona sizi nasıl etkiledi?
Dünya müthiş üzücü bir süreç ve kaos yaşıyor. Bir bilinmezliğe doğru gidiyor. Aklı başında insanlar, bundan sonraki hayatı nasıl sürdüreceğini düşünüyor.

Korona doğanın muhteşem bir tokadı. Bu tokat sayesinde asıl yapmam gereken işleri yapmam gerektiğini anladım.

Mesela?

Biz işe güce koşturalım derken, üretmekten uzaklaşıyoruz. Bizim işimiz üretmek. Asli işlerimize döndük. Okuyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz, izliyoruz, duyuyoruz. Bu anlamda beni olumlu etkiledi. Yarım bıraktığım eserlerime döndüm onlarla uğraşıyorum.

“DÖRT TANE BESTE ÇIKTI”

Tamamladığınız besteler var mı?
Bir yerlere not almışım. Aklıma melodi gelmiş not alıp ya da kaydedip bırakmışım. Onlara döndüm. A ne kadar güzel melodilermiş, ne kadar gereksiz melodilermiş diye bakıp ayıkladım. Bu arada öyle bakarken dört tane beste çıktı. Bu kadar kısa zamanda dört beste niye oldu bilmiyorum. Demek ki onlar çıkmayı bekliyormuş. Bu anlamda bende olumlu bir süreç oluştu. Ekonomik ve sosyal olarak baktığımızda olumlu bir sürecim yok. Uzun bir süre de olumlu bir sürece girebileceğimizi sanmıyorum.

Tabii sizinle birlikte sahne alanların da sorunları var.
Benimle beraber çalan ya da benimle beraber konsere gelen insanlar benimle paylaşıyordu. Şimdi paylaşamıyoruz.

Bu ülkede ne zaman bir gerginlik ya da olumsuzluk olsa müzik dünyası vuruluyor. Çünkü müziği eğlence olarak gördüğümüz için direk orası engelleniyor. Sadece müziği engellemiyoruz, binlerce insanın yiyeceğini, içeceğini, hayatını engelliyoruz. Biz uzunca bir süre bir yerde bir şey de yapamayacağız. Haziran ya da Temmuz ya da sonra “normalleşme başladı” dediğimizde o bizim hayatımıza normalleşme olarak yansımayacak. Kimse yüz kişi, bin kişi biraraya gelip konsere gitmez. Siz de onu yapamazsınız. O yüzden ekonomik tıkanıklığı ve ekonominin hüznünü uzunca bir süre yaşayacağız.

Korona bize çok şey öğretti, çok şey öğrendik deniyor? Korona salgınından ne öğrendik?

Hiçbir şey öğrenmedik. Mesela bugün işimizle ilgili bir durumdan dolayı 1,5 aydır gitmediğimiz şirketimize gitmek zorundaydık. Oğlum ve arkadaşımızı evlerinden aldım. Fakat şirkete zor gittik ve zor geldik. Çok fazla trafik vardı. Bu kadar trafik, bu kadar araç… İnsanlar sokaklarda. Maske olması önemli değil yanyana bir sürü insan var. Yukarıdaki tavır da bunun kanıtı gibi. Çünkü 11 Mayıs itibarıyla bütün sahiller, parklar yasak ama AVM’ler açık. Açık hava yasak, kapalı alan serbest.

“EN SON BİZ DEĞİŞECEĞİZ”

Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim; “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye bir söylem gelişiyor. Ben bunun olmasını istiyorum. İnşallah öyle olur ama olacak diye de beklemiyorum. Bu belki bizim sınırlarımızdan batıya doğru bir kilometre ilerde olabilir. Değişsek bile en son biz değişeceğiz diye düşünüyorum.

Korona insanlığa şunu anlattı: Ben olmazsam siz yoksunuz. O yüce para değerinin hiçbir şey yaratmadığını, parayla da kurtulamadığımızı, kapitalizmin bu anlamada bir çözüm üretemediğini çok net gösterdi. Yani insan gibi yani doğayı anlayabilen değer veren canlı olarak yaşamanın önemini gösterdi. Doğaya ve hayvana değer vermeden insan olamazsınız.

O zaman şunu sorayım. Bu virüs kapitalizmin de sonunu gösterdi tartışmaları var. Ne dersiniz kapitalizm koronaya yenildi mi?
Bu beni çok rahatlatan bir söylem ama keşke gerçek olsaydı. Kapitalizmin bir işe yaramamış olması onun yenildiği anlamına gelmiyor. Kapitalizm dinamikleri üzerine kendini inşa edebilecek yetenektedir. Yenildi dediğiniz kapitalizm yarın aşı mecrasında kendini gösterecek. Babamın çok güzel bir sözü vardı; kuruş duruşu bozar. Kapitalizm her zaman her şeyi bozar. Bütün planlamalarınızı kapitalizmin dinamiklerine göre ayarlamanız lazım. Kapitalizm yenilir ama böyle değil. Farklı bir bilinç oluşması gerekiyor.

“BENİM İÇİN SÖYLENENLER…”

Korona salgınından hemen önce yeni albümünüz çıkmıştı. “Benim için söylenenler” albümünde sizin hafızalara kazınan 18 şarkınız 18 sanatçı tarafından yorumlanıyor. O fikir nasıl oluştu?

(Gülüyor) Koronanın bendeki muhteşem tokadı şu oldu; bundan sonra bir fikir oluştururken ve yapmaya kalktığımızda hemen Milli Güvenlik Konseyi’nden, Bilim Kurulu, Dünya Sağlık Örgütü’ne kadar bir faks çekmeyi düşünüyoruz. “Bakın gene bir proje yapıyoruz hemen her şey olabilir” diye. Çünkü ne zaman bir proje yapmaya kalksak bir şey oluyor.

Bu albümle ilgili arkadaşlar böyle bir şey yapalım dedikleri zaman “ne gereği var, bana saygı gibi” dedim. Sonra biraz daha ısındırdık. 1,5 sene gibi bir zaman zarfında da yaptık. Biz 25 Şubat’ta çıktık. 27 Şubat’ta şehit cenazeleri geldi. Aradan üç gün geçti Cumhurbaşkanı sınırları açtı. Dört gün sonra korona patladı ve arkadan karantina girdi ve dibe vurduk. Onun için biz bir daha proje yaparken herkese haber vereceğiz; biz harekete başladık herkes önlemini alsın diye.

İyi ki yapmışız diyorum. Çünkü güzel ve farklı bir albüm oldu. Diğer albümler sanatçıların, ustaların eserlerinin kendi tavrına, yorumuna uygun olarak yapıldı. Biz tersini yaptık. Herkes eserini kendi seçti. Ve herkes kendi seçtiği eseri kendi tarzında yorumladı. Kendi gömleğini giydirdi. Temel farklılığı bu oldu. Ve güzel oldu.

Şimdi dijital ortamda duyurmaya çalışıyoruz. Klip yapmaya çalışıyoruz ama bu kez de sokağa çıkamıyoruz. Kadıköy Belediyesi “sanat eve sığar” demişti, ben de “klip eve sığar” dedim. Şimdi yapabilen arkadaşlarımız söyledikleri eserleri klip yapmaya çalışıyor.

Başladınız mı peki? Ne zaman dinleriz?
Bir tanesi bitti. Çamur grubu “Sev beni beni”nin klibini yaptı. Daha önceki görüntülerden kolaj yaptılar. Soner Sarıkabadayı da bir klip hazırlıyor. Hayko, Fethiye’de bulunduğu evde, o da orada bir şeyler hazırlıyor. Ender Balkır ile burada hazırlıyoruz. Yakında birkaç tane daha gelecek.

“DEVE KARŞI SAVAŞMAK GİBİ”

Peki bu ülkede sanat yapmayı nasıl tanımlarsınız?
Deve karşı savaşmak gibi bir şey. Sizi bir arenaya atıyorlar, karşınıza bir dev bırakıyorlar “hadi bunu yen” diyorlar. Ya devle bir şekilde uzlaşıyorsun, ya deve kendini sevdiriyorsun, ya ortalarda oynuyorsun, ya da devin karşısında duruyorsun. Deve karşı duranlar da senin yanında durduğunda başka bir renk oluşuyor. Bu ülkede sanat yapmak zordur. Bu toplumların olgunlaşma süreciyle de ilgili bir şey. Sanatın toplumla barışık olduğu bir sistemdeyseniz sanat yapmak keyiflidir. Düşüncenin suç olabileceği bir yerde nasıl üreteceksiniz, nasıl sanat yapacaksınız? Söyleyeceğim söz nasıl algılanır derdindeyseniz orada büyük sorun var demektir. Büyük sorunun olduğu yerde de özgür bir sanat yok demektir.

Bu günlerde bir de Grup Yorum’un iki üyesi ölüm orucunda hayatını kaybetti.
Tam oraya gelecektim. Son olarak vahim bir olay yaşadık. İbrahim Gökçek. Öldü çocuk. Derdi neydi konser yapabilmek. Yok örgüt üyesiydi, yok evinde bomba vardır. Beni hiç ilgilendirmiyor. Ben onun talebine bakıyorum. Öyle bir şey varsa adil yargılarsınız, cezasını verirsiniz. Ama öyle bir şey yok. Konser talebini yerine getirselerdi yaşayacaktı.

Bir söyleşinizde “biz Madımak’tan önce daha aydın bir toplumduk” demişsiniz.
Ben onu bizim Anadolu Alevi Bektaşi kültüründen gelen insanlar için söyledim. Ve hala da onun arkasında duruyorum.

Türkiye açısından değil Alevi toplumu açısından diyorsunuz
Türkiye açısından da genişletebilirim ama ben daha çok Madımak katliamını Alevi toplumu üzerinde bir milat olarak koydum. Aleviler Madımak’tan önce daha aydındı. Daha sonra acılarını korumak adına öyle bir saldılar ki acılarını o bir kara delik yarattı. Kendi kara deliklerinden çıkamıyorlar.

“HEP ZALİMDİK”

Peki bu ülkenin ya da duyarlılıklarımızın bir kırılma noktası var mı? “Eskiden bu kadar zalim değildik” söylemi var. Nerede ne değişti?
Evet biz hep zalimdik. Anadolu’nun tarihine baktığınız zaman katliamlar ve isyanlar tarihi. Baba İshak’lardan başlayıp bugünlere kadar pek çok katliam var. Kardeş kardeşi asmış, öbürü oğlunu boğdurmuş. Her tarafta kanımız var. Biz sadece şunu gördük; bu kör cehalet daha da cesaretlendirildiğinde kendi gerçek gömleğini çıkarıp ortaya koydu. Biz derimizdeki yarayı kaşıyorduk, şimdi kan geldi. Çünkü cesaret, kanı da getiriyor. Herkes kendi çıkarına bakıp kendi geleceğini hesaplayarak adım atıyor. Biz 17 senede mi buraya geldik. Bir toplum 17 senede buraya gelebilir mi? Bu vardı zaten. Şükürler olsun Cumhurbaşkanına bizim gerçek kişiliğimizi ortaya çıkardı.

“Yarınlar bizim” diye bağıran biz, gerçeği gördük. Yarınların bizim olması o kadar da kolay değilmiş.

Söyleşinin devamını okumak için TIKLAYIN

Bu Haberi Yorumlayın..

Yazar Gündemleri

Ali Murat İRAT

İnsan insanın yarasıdır

Enver AYSEVER

Hangi Diyanet, hangi laiklik?

Gündemde Son Dakika