03 Temmuz 2022 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

İstanbul 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Öztrak, CHP’nin ekonomik krizden çıkış stratejisini açıkladı

CHP Sözcüsü Faik Öztrak başkanlığındaki CHP Ekonomi Masası heyeti, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nda iş dünyası ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile bir araya geldi. Öztrak, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkış için geliştirdikleri stratejiyi, "Biz CHP olarak, dört sütun üzerine inşa edilmiş bir stratejiyi üç tane yeni ‘K’ ile uygulayacağız: Yeni kurallar, yeni kurumlar, yeni kadrolar. Bu dört sütun ise hukuk devleti ve demokrasi, üreten Türkiye, güçlü sosyal devlet, sürdürülebilirlik" olarak açıkladı.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki toplantıya, Faik Öztrak’ın yanı sıra CHP genel başkan yardımcıları Ahmet Akın ve Lale Karabıyık ile CHP’li milletvekilleri de katıldı. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’ın açış konuşmasının ardından söz alan Öztrak, şunları söyledi:

“EN ÖNEMLİ SIKINTILARIMIZDAN BİRİ ÜLKENİN İYİ YÖNETİLEMEMESİ”

“Türkiye’nin en büyük avantajlarından biri; dünyanın her yerinde ne yapıldığını bilen, nasıl iş yapılması gerektiğini bilen girişimcilerimiz var. Gencecik bir nüfusumuz var, çok iyi yetiştirilebilir bir insan kabiliyetimiz var. Dünyada 4,5 saatlik uçuş mesafesindeki 58 ülkeye, 1,5 milyar nüfusa, yaklaşık 30 trilyon dolarlık bir gayrisafi hasıla yaratan bir ekonomiye ulaşan çok az bir ülke var. Bu da Türkiye’nin çok büyük bir avantajı. Ama bir sorunumuz var. Bu kadar avantajımız var, bu kadar imkanımız var, bu kadar bilgimiz var ama Türkiye iyi yönetilmediği zaman bu avantajlarımızı kullanamıyoruz. En önemli sıkıntılarımızdan biri ülkenin iyi yönetilmemesi.

“DOĞRU TERCİH YAPMAZSANIZ TOPARLANMA DA OLMUYOR”

2001 yılında Türkiye çok büyük bir kriz yaşadı. O krizden sonra bürokraside değişiklikler oldu ve ben Hazine’nin başına geldim. Kemal Derviş Bey yurt dışından geldi. Bu işleri yaparken gördüğüm bir şey var. Doğru ilacı verdiğiniz zaman bu ülke çok hızlı toparlanabiliyor. Doğru ilacı verebilmek için de doğru teşhis koymak lazım. Doğru teşhis yapamazsanız toparlanma da olmuyor.

“UCUBE BAŞKANLIK SİSTEMİ DEVLETTE BİR YÖNETİM KRİZİNE YOL AÇTI”

Biz, uzunca bir süredir patinaj yapıyoruz. Özellikle 2007’de yapılan bir referandumda o dönem iş başında bulunan siyasi kadrolar, ‘Cumhurbaşkanını halk seçsin’ diye bu referandumdan başarıyla çıkması sonucu bir fazla özgüven içine girdi. O güne kadar götürmekte oldukları ellerinde bir program vardı ve Türkiye ciddi mesafeler kat ediyordu ama 2007’den sonra durduk. 2013’ten sonra da Türkiye’nin büyüme modeli iflas etti. Neydi o model? Dışarıdan parayı getir, bunu belli alanlara yatır, büyüme, ekonomiyi şişir. Nereye yatır? Döviz kazanmayacak olan betona yatır. Bu, sonunda bizi ekonomik krize soktu. O bolluk döneminde gerekli tahkimatı yapmış olsaydı, eldeki toparlanma programını büyük bir atılım programına dönüştürebilseydik bugün Türkiye çok farklı yerlerde olurdu. 2014’ten itibaren ‘Ben bundan öncekiler gibi bir cumhurbaşkanı olmayacağım’ sözleriyle başlayan süreç, Türkiye’yi hızla denetimsiz, ucube bir başkanlık sistemine sürükledi. O ucube başkanlık sistemi, devlette bir yönetim krizine yol açtı. Özel kesimle devlet arasındaki diyalog mekanizması, bırakın iyileşmeyi daha da bozuldu.

“2018’DE YÜZDE 40’LARDA OLAN DÖVİZ TEVDİAT HESAPLARI YÜZDE 60’LARA GELDİ”

Bir de bunun üzerine, 2018’den itibaren bu rejim kurumları da değiştirmeye başladı ve ondan sonra da Türkiye’de işler sıkıntılı bir biçimde gelişmeye başladı. Bunun üzerine 2020’de küresel salgın geldi. Küresel salgın, bu iki sıkıntıyı daha da ağırlaştırdı ve bir buhrana çevirdi. 2018’in mayıs ayında Londra’daki iş adamlarına, yatırımcılara ‘Faiz sebep, enflasyon sonuç’ söylemi anlatıldı. Ondan sonra bu iş dikiş tutmadı. Enflasyon aldı başına gitti, Türk lirası da hızla değer kaybetmeye başladı. Bütün bu süreçte insanlar kendi paralarına olan güveni kaybettiler ve 2018’de yüzde 40’larda olan döviz tevdiat hesaplarının toplam parasal büyüklüğe oranı şu anda yüzde 60’lara geldi.

“MERKEZ BANKASI KASASI BUGÜN EKSİ 36 MİLYAR DOLAR”

Merkez Bankası’nın kasasında kendi parası olan 128 milyar dolar iki seçim boyunca satılmış; onların yerine bankaların döviz mevduatları, uluslararası para fonu çekme hakları, swaplar gibi birtakım istendiği anda geri verilecek, vadesi çok kısa paralar gelmiş. 2018’in başında artı 40 milyarlarda olan Merkez Bankası kasası bugün eksi 36 milyar. ‘126 milyar dolar brüt döviz rezervi var ya’ diyebilirsiniz veya yenisi 124 milyar dolarmış. Var da onun çoğu kendi paramız değil. Eskiden de vardı ama 40 milyarı kendi paramızdı. Bu ne demek? ‘Merkez Bankası kendi çıkardığı paranın arkasında ne kadar durabilir’ demek. Şimdi gözüküyor ki bir spekülatif atak olduğunda durması son derece güç.

“TÜRK LİRASININ DOLAR KARŞISINDAKİ PERFORMANSI ÜÇ AYDA YÜZDE 39 DEĞER KAYBETTİ”

Sonra bir başka döneme geldik. Merkez Bankası oyun içinde kural değiştirdi. Merkez Bankası başkanları değişti, en son atanan Başkan, ‘Ben, politika faizini enflasyon oranının altına düşürmeyeceğim’ dedi. Dünyada da merkez bankaları aşağı yukarı bunu yapıyorlar. Ama baktı ki enflasyon yüksek gidiyor, birileri de ‘Ben seni oraya atarken bana söz verdin, faizi düşürecektin ne oldu’ diyor. Yukarıdan, ‘faizi düşür’ diye talimat geliyor. O zaman Merkez Bankası Başkanı, ‘Ben artık enflasyona bakmayacağım, enflasyonun çekirdek kısmına göre faizi ayarlayacağım’ dedi. O da tutmadı, o da yukarı doğru gitmeye başladı. Ama tepede birileri ‘Politika faizini düşüreceksin’ dedi. Sonundan, ‘Enflasyona bakmıyorum, cari açığa bakıyorum’ dedi. İşte, ‘Enflasyona değil ben bunun çekirdeğine bakıyorum’ dediği andan itibaren Türk lirasının dolar karşısındaki performansı üç ayda yüzde 39 değer kaybetti.

Kütahya’da bir mobilya satıcısı göz yaşları içinde, ‘Bundan önce çiftçi gelirdi bana, ‘Hasatta ödeyeceğim’ derdi, mobilyayı alır giderdi. Dün geldi, ‘Yarısını hasatta ödeyeceğim, yarısını şekerde ödeyeceğim, mobilya ver’ dedi, veremedim. Çünkü bana da o mobilyayı veren vade yapmıyor artık’ dedi. İnsanlar bu yüzden satış yapamıyor.

Türk lirası 2010’dan beri değer kaybediyor. Cumhurbaşkanı’nın ‘Para tıpkı bayrak gibi, milli marş gibi bir ülkenin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeler. Paranın itibarı milletin itibarıdır’ şeklinde sözleri var. Ama dün, ‘Kurun seviyesinin hiç önemi yok, oynaklığı önemli, sıkıntı orada’ dedi. Kurun seviyesinin çok önemi var, paramız pul oldu. Üç ay önce kuralı değiştirdiklerinde borsa şirketlerinin piyasa değeri 205 milyar dolardı, şimdi 173 milyar dolara düştü. Ben ihracata karşı değilim, yabancıların gelip burada yatırım yapmasına karşı değilim, buradan gelip varlıkları almasına da karşı değiliz ama gelip bizim milletimizin alın teriyle emek emek ürettiği varlıklarının değerinin yerlerde sürünmesine, birilerinin de bunu ucuza kapatmasına karşıyız. Bu benim şirketlerimin, benim insanımın hatasından kaynaklanmıyor. Yönetimin hatasından kaynaklanıyor.

“HAİN İLAN ETTİĞİMİZ KÖRFEZ ÜLKELERİNİN HEPSİ ÖZ BE ÖZ KARDEŞİMİZ OLDU”

Hain ilan ettiğimiz, FETÖ’cü ilan ettiğimiz Körfez ülkelerinin hepsi şimdi öz be öz kardeşimiz oldu. ‘Bizde mallar çok ucuzladı, gelin bir bakın’ diyoruz. ASELSAN dahil olmak üzere BAE yetkililerinin Ankara’da savunma sanayiyle ilgilendiği söyleniyor. Şu anda Türk savunma sanayinin geldiği yere bakın, kullandığı teknolojilere bakın, bu dövizle sudan ucuz. 30 Haziran’dan 8 Aralık’a kadar dış borç yükümüz 2,2 trilyon TL artmış. Bir yılda topladığımız verginin iki katı kadar borç yükümüz altı ayda artmış. Devlette bir yönetim krizi yaşıyoruz. Sadece üç yılda dört Merkez Bankası Başkanı, üç de Hazine ve Maliye Bakanı gördük. Merkez Bankası Başkanı bilerek ya da bilmeyerek yatırımcı toplantısında manipülasyon yapıyor faizle ilgili. Türk bankacılara hiçbir şey söylemiyor, yabancı bankalara ‘Aralık toplantısında faiz indirimi yapılmaması olasılığı arttı’ diye açıklama yapıyor. Türk bankacılara soruyorsunuz, ‘Biz böyle bir şey duymadık’ diyorlar. Neyin oyunu oynanıyor?

Türkiye’nin bugün bir üretim üssü haline gelme avantajı var ve bu ülke iyi yönetilirse bunu kullanmamız mümkün. Çünkü AB’ye coğrafi yakınlığımız var. Ama birtakım başka şeyleri da yapmamız lazım. İş adamlarımız ne yapmamız gerektiğinin farkında, iki alana dikkat çekiyorlar. Bir tanesi yeşil ekonomi, diğeri de dijitalleşme. Bu ikisini de hızla gerçekleştirmemiz lazım. Eğer biz, dünyada benimsenen yeşil kurallarına uymuyorsak bir süre sonra ihracat yapmamız da zorlaşacak. Yeşile saygı göstermeyen alanlarda ihracat yapmamız giderek güçleşecek.

“4 SÜTUN ÜZERİNE İNŞA EDİLMİŞ 3 YENİ K: YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR, YENİ KADROLAR”

Bugün yaşadığımız sıkıntıdan bu ülkeyi çıkarmak için neye ihtiyacımız var? Bence en başta güvene ihtiyacımız var. Bugün yönetime güvenilmiyor. Bir de yarışma gücümüzü, yani verimliliğimizi artırmak için yapısal değişime ihtiyacımız var. Biz CHP olarak, dört sütun üzerine inşa edilmiş bir stratejiyi üç tane yeni ‘K’ ile uygulayacağız: Yeni kurallar, yeni kurumlar, yeni kadrolar. Bu dört sütun ise:

1- HUKUK DEVLETİ VE DEMOKRASİ OLACAK: Yeni kural, güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme geçeceğiz. Tarafsız cumhurbaşkanı olacak. Kuvvetler ayrılığı ve bağımsız yargı olacak. Seçim Yasası değişecek, milletin vekilini millet seçecek, siyasi ahlak yasası çıkarılacak. Ekonomik sosyal konsey toplanacak. Ülkeyi istişareyle yöneteceğiz. Ulusal Vergi Konseyi ve Kesin Hesap Komisyonu başında muhalefetten biri başkan olarak Meclis’te Kesin Hesap Komisyonu’nu mutlaka kuracağız. Uluslararası ilişkilerde barışçıl olacağız. Diplomasiye dayanan milli, iş dünyasının ve ihracatçılarımızın önünü kesmeyecek bir dış politika uygulayacağız.

“ANAYASA’MDA YAZAN BİR ŞEYİ ‘TANIMIYORUM’ DERSEM BURAYA KİM YATIRIM YAPMAYA GELİR”

İki önemli gelişmeye burada değinmek istiyorum. Dün Sayın Cumhurbaşkanı’nın çıkıp, ‘Avrupa Birliği’nin yargı kararlarını tanımıyoruz’ demesi… AB’nin yargı kararları değil o. Avrupa Konseyi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları. Ben kendi Anayasa’mda yazan bir şeyi ‘tanımıyorum’ dersem bana inanıp buraya kim yatırım yapmaya gelir? Bu bir sıkıntı. İkinci önemli sıkıntı; bugün öğrendik ki Biden’ın düzenlediği Demokrasi Zirvesi’ne dahil edilmemişiz. Türkiye NATO üyesi, hem de kurucu üyesi. Türkiye’nin bu zirveye çağırılmaması yine Türkiye’deki hukuk devleti ve demokrasi konusundaki sıkıntılarımızı açıkça ortaya koyuyor.

2- ÜRETEN TÜRKİYE OLACAĞIZ: Borçla şişirilen değil, üreterek zenginleşen bir ülke olacağız. Tasarruflarımızı iç dış betona değil, döviz kazandıran faaliyetlere yönlendireceğiz. Dijital ve yeşil ekonominin sunduğu yeni fırsatları kullanacağız. Eğitim politikamızı paydaşlarla birlikte yeniden oluşturacağız. İş gücümüzün yarışma gücünü ve verimliliğini artıracak dönüşümü eğitimde gerçekleştireceğiz. İnsan gücü planlamasına önem vereceğiz. İşe bir dönüşüm ve destek programıyla başlayacağız. Sağlık ve gıda gibi stratejik sektörlerde kamucu yaklaşımı, kendi kendine yeterliliği benimseyeceğiz. Uluslararası standartlara uygun yeni bir kamu ihale yasası çıkaracağız. Stratejik Planlama Teşkilatı’nı kuracağız, tüm OSB’lerde teknoloji liselerini kuracağız. Büyük OSB’lerde de teknoloji üniversitelerini çoğaltacağız.

3- GÜÇLÜ SOSYAL DEVLET: Refah devleti 3.0 politika çerçevesi içinde hareket edeceğiz. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere hiç kimsenin büyüme sürecinden dışlanmasına izin vermeyeceğiz. Örgütlü toplumun önündeki engelleri kaldıracağız. Aile Destekleri Sigortası Kurumu’nu kuracağız. Burada işsiz kalan herkesi destekleyeceğiz.

4- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK: Bozmadan, yok etmeden kesintisiz kalkınmanın yolunu bulacağız. Devlette kral olmayacak ama kural olacak. Ekosistem hakkını Anayasal güvence altına alacağız. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na uyum için gerekli destekleri vereceğiz. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar üzerindeki siyasetin gölgesini kaldıracağız. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını mutlaka vereceğiz. Maliye ve para politikalarında enflasyon hep sürdürülebilir seviyelerde kalacak.”

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Cumhurbaşkanı, MTV artış oranını yüzde 25’e indirdi

HIZLI YORUM YAP